CUMA
Günlerden cumadır. Harman zamanı
olduğundan, köydeki insanların çoğu tarlasına ekin biçmeye gitmiştir. Cuma Namazı’nın
da vakti yaklaşmaktadır. Beklemeye başlar Helmi Hoca. Bir kişi gelir az sonra.
İki kişi olurlar. Üçüncüye bakar gözleri. Cuma namazını kılabilmek için, en az
üç kişilik bir cemaat gereklidir çünkü. Gelen giden olmaz, o saatte.
Ne yapsın Helmi Hoca, adam aramaya çıkar
köyün içine. Berber Mustafa’yı görür. Rahatlar. “Mustafa abdest al da, cumaya
gel” diye seslenir. Mustafa; “Heee, olur” der. “Musa’yla, Mendil ekin biçsin.
Ben de köyün cumasını kılayım.” Helmi Hoca şaşırır, ne diyeceğini bilemez.
Namaz için de üçüncüye ihtiyaç olduğundan, ısrar eder. Mustafa kabul etmez bir
türlü. Son kozunu oynar Helmi Hoca. “Gelirsen sana tütün alırım” der. O
zamanlar ki; sigara, tütün çok değerlidir. İkna edeceğinden emindir artık… Yanıldığını
az sonra anlar. Mustafa vazgeçmez fikrinden. “Köyün cumasını ben mi kılacağım”
der yeniden.
Helmi Hoca tam umutsuzca dönecekken, gedikten
gelmekte olan birini görür. Gözleri ışılır. Gelen namazcılardandır. Şöyle
kasılır; “tamam Mustafa, tamam. Sana hacet kalmadı” diyerek keyifle camiye
yönelir.
* Ercan TAŞ–Ramazan ÇELİK: Dili, Kültürü ve
Gelenekleriyle KARGIN YENİCE Türkmenleri