GAZ LAMBASI
Hava kararmıştı. Bu saatten sonra da gelen
olmazdı. Dükkânı kapatıp çıkmayı düşünüyordu Asim. Tam o sırada Hasan Dede çıkageldi.
Elindeki gaz lambası şişesini bıraktı
tezgâhın üzerine. “Verdiğin şişenin kenarı kırık çıktı” diyerek doğrudan girdi
lafa. Asim bir şey söylemeden baktı şişeye. Hasan Dede’nin değiştirme isteği
karşısında, ekşitti suratını.
Kırık olamayacağını söylediyse de, Hasan
Dede kırık olduğu ve değiştirmesi gerektiği konusunda ısrar etti. Asim ise
kırık olmadığında diretmeye başladı.
Kırıktı, değildi diye başlayan tartışma giderek
büyüdü. Laflar çoğaldıkça çoğaldı. Getirdiği kırık şişenin değişmeyeceğini
anlayan Hasan Dede; “verdiğin mal batsın” diyerek, şişeyi kaldırdığı gibi çaldı
dükkânın orta yerine. Paramparçaydı şişe.
Üzerindeki
şaşkınlığı atan Asim, küplere bindi. Kaşları çatıldı, sinirden eli ayağı
titremeye başladı. Öfkeyle soluyordu. Hışımla yürüdü rafa. En üstte duran
şişeyi aldı. Hasan Dede’nin bakışları arasında geldi; tam da O’nun kırdığı noktada,
vurdu şişeyi yere. Cam kırıkları ile dolmuştu dükkân… Hırsını alamamıştı bir
kere Asim. Tekrar yöneldi rafa, indirdi, bir tane daha kırdı. Artık zembereği
boşanmıştı. Gözü hiçbir şey görmüyordu. Raftaki bütün şişeleri birer birer indirip
kırmaya başladı.
Asim
lambaları kırmaya devam ederken, Hasan Dede çoktan çıkıp gitmişti. Dükkândan
-kendisine verdiği zararı düşünmeden- kırılan lambaların şıngırtısıyla birlikte
Asim’in de sesi duyuluyordu:
“Öyle kırılmaz, böyle kırılır! Öyle kırılmaz, böyle
kırılır!”
* Ercan TAŞ–Ramazan ÇELİK: Dili, Kültürü ve
Gelenekleriyle KARGIN YENİCE Türkmenleri