HAK

 

 

Eskiden imamlar, devlet memuru vasfı kazanamadıklarından dolayı, maaşları da olmazmış. Bir kişi; bir köyde imamlık yapacaksa, köylülerle, “hak” adı verilen bir anlaşma yaparmış. Kimisi; davar-mal karşılığı, kimisi arpa-buğday karşılığı imam dururmuş o köye. Böylece geçimlerini sağlamış olurlarmış, verdikleri hizmetin karşılığında. Hak; harman zamanı alınırmış ki, köylünün verebileceği bir şeyler olsun.

 

Helmi Hoca, Yenice’de imam durmuş. Ev başına bir kile arpa/buğday olarak belirlenmiş hak. Sürenin bitiminde; harman zamanı, ceçler ortada iken, hak almaya çıkmış Hoca.

 

Bütün gün dolaşan ve alacağını tahsil eden Helmi Hoca, Simo’nun da yanına varmış. “Ağam şu hak’ı versen” demiş. Bu durumdan pek de memnun olmayan Simo; “Hoca git Allâ’sen” demiş. “İki cıbır öküzle, dört dönüm yer ektim. Onu da sana mı vereyim?” Bunun üzerine Helmi Hoca; “sana şimdi Kars’a öküze mi gidecektik” deyince, gülüşmüşler. Simo, vermiş Hoca’nın hak’ını.

  

Daha sonra Efe’nin Osman’ın çalmış kapısını. Ondan da istemiş hak’ını. Bu işe pek gönlü olmayan Osman şöyle bir bakmış hocaya ve söylemiş söyleyeceğini:

 

“Ne hak’ıymış kölem… Bir sene milleti yatırdın, kaldırdın… Beni câmide hiç gördün mü?”

 

 

* Ercan TAŞ–Ramazan ÇELİK: Dili, Kültürü ve Gelenekleriyle KARGIN YENİCE Türkmenleri