SEKSEN İKİ SAAT
elimdekinin değerini
kaybedince anlarım
bilemem önemini ilk önce
sonra
kahrolurum yitirince
çocukluğumda da böyleydim
topum olduğu zamanlar
bin bir nazla aldırdığımda bile
yere
dağa
taşa
vururdum acımasızca
patlayınca sonra
oturup ağlardım
saatlerce yanında
seni yitirdiğimde de
aynısını yaşadım
kanatarak yüreğimi
görmezden gelerek çaresizliğimi
karışarak yokluğa
dipsiz kuyuda
ipsiz kova gibi
tek başıma bırakarak beni
gözlerin nemli
sözlerin sitemli
uçarak kuş misali
vurarak taş misali
karlar yağdırarak
can evime
temmuzda kış misali
çekip gittiğinde
aynısını yaşadım yine
haklıydın anlıyorum
doğruydun biliyorum
çocukluğumdaki gibi
yeniden ağlıyorum
sonradan görüyorum güzelliğini
dolduramıyorum
kalbimdeki boş yerini
gecenin bir yarısı
sesini duyabilmenin mükâfatını
gözlerimin içine bakarak
beni ateşlerde yakarak
seni seviyorum dediğinde
yıldız tarlasında dolunay kokladığımı
gökkuşağı kozasında güneşi sakladığımı
geç olsa da keşfediyorum
ayrılalı senden
bırakıp gideli beni
seksen iki saat oldu
sensiz geçen
yarımı alıp götürdüğün
canımı yakıp bitirdiğin
tam seksen iki saat
kafamdaki mahkemede
hesaplaşıyorum kendimle
sorgudayım
yargıdayım
yüreğimle
sıralıyorum doğrularımı
gözden geçiriyorum yanlışlarımı
iyi kötü doğru yanlış ne fark eder
olduğum gibi sevmiştin ya beni
öylece kabul etmiştin ya hani
sonuçta
sevdama sürgün
kalbime müebbet
aklıma idam
cezası veriyorum
çok aşklarım olmuştu
sevmeler
sevilmeler
hepsini tatmıştım
ayrılıklara alışmıştım
demek ki yalanmış yaşadıklarım
sende değişik oldu
boğazımın düğümlendiği
sözlere gücümün yetmediği
içimde acı
yüreğimde sancı duyduğum
kavrulup yandığım
kıvranıp dolandığım
ilk kez geliyordu başıma
ilk oluyordu
şaşırdım gözyaşıma
belki
hayır belki değil kesin
senin rüzgarın ile
yelkenimi doldurduğumu
mutluluk denizinde gezerken
aşkı sende bulduğumu
yüzüne baktığımda
içimdeki fırtınayla
sana doğru savrulduğumu
iki trenin büyük bir hızla çarpışması gibi
darmadağın olduğumu
pişmanlık içinde anladım
anladım ya neye yarar
gittiğin andan beri
gözüm seni boşa arar
terk edip gittin beni
acı çektim
üzüldüm
yandım ateşlerde
yanarak delice
biterek
tükenerek varlığım
gittikçe büyüyerek sana yangınım
ne olduğunu anladım
sonunda ayrılığın
yok yok
sen anlattın aslında
kızmadım sana
gücenmedim
darılmadım
bana aşkı
sevginin derinliğini
elimdekinin değerini
vuslatı
hasreti
özlemi
tükenmeyi
bitmeyi
bir resme bakarak dalıp dalıp gitmeyi
her aşamayı öğrettin
kısacası
yaşamayı öğrettin
sürekli
sen benim hocamsın derdin
seninle öğrendim çok şeyi derdin
oysa
olgunlaşmayı
sevdayı yüreğimde taşımayı
kartopu kıvılcımının
alev topu çığ olmasını
yanardağı serinliğinin
içime dolmasını
orada çoğalmasını
büyük bir ders vererek
hayatımdan çıkıp giderek
sen öğrettin
doğrusu bana
sen hocalık ettin
seksen iki saat sonra
sadece bir teşekkür az olur sana
bırakarak beni
içimdeki çocuğa göstererek gerçeği
yeşerttin aşk gözesinde
sevda denilen çiçeği
senin değerini
kaybedince anladım
çocuk değilim artık
seksen iki saat sonra
sensiz geçecek bir hayata
durmadan yanarak
yüreğimi dağlayarak
dönmeni bekliyorum
yine ağlayarak
sana ağlayarak
Emre ÇELİK - Ercan TAŞ